reguemofdream Mürit Adayı 10.12.2019 16:29

https://www.youtube.com/watch?v=F9hagVL-__c

"Hangi pencereden bakarsak bak, nehirle savaşan insan ya delidir ya da nehrin ruhuyla tanışmıştır."

Bakışlarımı nehre çevirdim. Sıradan bir insanda oluşturması gereken tüm o hisler, yoktu. Onun yerine acı, hüzün ve korku karşılıyordu beni. Tüm bu hisleri bir balığın sırtında ya da olması gerektiğinden biraz daha büyük bir taşın üzerine sıçramış küçük su damlacıklarında görebiliyordum.

Meraklı küçük bir çocuk gibi, tüm bu küçük şeylerin içini kurcaladığımda ise hislere ev sahipliği yapan anılar karşılıyordu beni ve sıradan bir insanda sadece güzel bir his uyandıran bu nehir, beni anılarla dolu koca bir boşluğa çekiyordu. Bu anda tutunabildiğim tek dalım, genizden gelen bir iç çekme dışında bir şey olmuyordu. Göz kapaklarım yavaşça kapanıyor ve nehirle aramda olan o kontak, yerini sonsuz bir karanlığın sessizliğine bırakıyordu. Ne küçük bir çocuğun ölmeden önceki o son güçsüz nefesin hırıltılı sesi ne de sözleri bir zehirden farksız Kaoru'nun güçlü ses tonu. Ben her şeyimle karanlıkta kaybolmayı kabul ettiğimde, bunlardan geriye hiçbir şey kalmıyordu.

Ama bedenimin sonsuz bir karanlıkta, emsalsiz sürüklenişi, içten içe beni tüketen İshigakure sevgisinin engeline takılıyordu ve sesi hiçbir şeyi andırmayan, fazlasıyla yabancı biri o çatallaşmış ses tonuyla gözlerimi açmamı fısıldıyordu. Neden burada olduğumu ve neden burada olmam gerektiğini, hiç bozulmayan ses tonuyla aktarıyordu bana.

Tekrardan gözlerimi açıyordum. Nehir tam karşımda dikilirken, anılar üzerime üzerime geliyordu. Bazen küçük bir çocuğun formunda bazen şekilsiz bir cesedin ölü bakışlarında; ama yılmadan ve kesilmeden, düz bir hatta. Bu anda o sesi tekrardan duyuyordum, "Kes onları!" diye emrediyordu bana ve kollarım, zihnimin fikir süzgecinden geçmeden, kılıcıma doğru yöneliyordu.

İlk kesiş, oğlunu yaşatacağıma söz verdiğim kadının şakağına gidiyordu ve hemen onu takip eden ikincisi, küçük bir çocuğun hastalıkla bedenine uğruyordu.

Ve bu anda üzerime gelen anıların, bir cam parçası gibi kırılıp, parçalara ayrıldığına şahitlik ediyordum. Her bir kırık çam parçasında, o anılardan bir sahne, bir parça ilişiyordu gözlerime... Ve içinde biriken tüm o anıları kusmak istercesine üzerime askerlerini yollayan ve ayın sönük ışıklarıyla parıldayan Kuzuryu Gawa Nehri acı bir feryatla inliyordu. Bu anda adımlarım, üzerime doğru gelen onlarca anının, şekil bulmuş formuna doğru yöneliyordu.

Kesik bir kafaya, yüksekten küçümseyici bakışlarıyla bakan Kaoru'ya... Gecenin ıssızlığında, ayın seyirciliğinde, nehre karşı olan savaşım, bir kez daha başlıyordu.

reguemofdream Mürit Adayı 26.01.2019 17:15

"Biliyor musun? İnsan aldığı her rahat nefes kadar kötüdür... En saf ruhlar, en büyük acılardan ve sınavlardan doğar."

Derin bir iç, dünyanın tüm güzel enerjisine sahipmişcesine içime akarken, sonsuz bir nehri andıran bu akıntıya kapılan tüm kuşkular ve kötü hisler yok oluyordu. Kuşku... En güçlü savaşçıların bile, en ufak kuşku kırıntısında ölümle tanışlabilirdi ve kuşku, artık ruhumun tenine yapışmış bir kene kadar yakındı benle... Bunun farkındaydım; ama basit bir bedene ve kırılgan bir ruha sahip biri olarak, bu kadim olguların oluşturduğu dünyevi bir hise karşı ne yapabilirdim ki? Bizi yaratan olgu, bizi tüm bu gerçeklerle yaratmıştı. İnsan insandı; ama onu insan yapan o kadar karmaşık detay ve olgu vardı ki, bunları kavramak iyi bir shinobi olmaktan çok daha zor şeylerdi.

Bir iç daha... Sonsuz karanlığa, ebedi bir uyku emsali ile kapanmış gözlerim, solgun ay ışıklarının altında bir kez daha nehirle göz göze geldiğinde, düşman sırlarına dayanmış vahşi ordunun sabırsızlığı ile harekete geçen anılar, üzerime üzerime geliyordu. Yorgundum... En başta saatleri bile takip etmek zorken, bu sonsuzlukta, bedenimin kaç gece ve kaç gündüzün şahitliğinde bu nehre karşı kılıç savurduğunu takip etmeye bırakmıştım. Belki bir kaç gün belki de bir haftaya yakın, bilmiyordum; ama ölümlü bedenimin, sınırlarına dayandığını hissedebiliyordum.

Öyle ki, bu beni küstah bir zavallı gibi hissettiriyordu. Bu savaş ölümlü bir shinobi'nin savaşı değildi. Bu savaş ölümü bile yenebilecek kutsal olguların vermesi gerektiği bir savaştı. Bu baskının altında eziliyordum... Zira delilik, bir insanın ulaşabileceği en özgür form iken, bu özgürlüğün sınırsızlığında kaybolmaksa en felaket sondu. Nehrin üzerime saldığı anılara artık ne ruhum dayanabiliyordu ne de bedenim.

Bu ince sınırın, ip ince göz kapaklarıma bağlanmış kirpiklerin aşağı ya da yukarı bakması ile etkilenebiliyordu. O kirpikler aşağıya baktığında her şer duruyor ve sonsuz karanlık, tüm kapılarını kapattığında nehrin anıları bile buraya ulaşamıyordu; ama en sonunda, bu sonsuz karanlığın kapılarını ve duvarlarını bir şey aşıyordu... Oda sevgi denilen şey. Tüm bunları uzun süredir hissedeme rağmen, artık hissedebiliyordum. İshichou ile yüzleşmeden günler sonra, o insan vari tüm duygular bir kez daha olması gerektiği yere, ölümlü kalbime geri dönmüştü.

Ama şimdi bu hisler bir kez daha bana sıkıntı oluyordu. Öyle ki bu sevgi, delilik denen olgunun şiddetli akıntılarına kapılmama neden olabilirdi. Ne zaman pes etsem, gözlerim kapanıyor ve en sonunda tekrardan açılıyordu. Her şeyiyle beni aşan bu savaşa tekrardan tutunduğumda ise, bu döngü tekrardan devam ediyordu. En güçlü genjutsu'dan bile daha güçlü, en gerçekçi olanından bile daha gerçekçi...

Zihnimin, kendi bedenime ve ruhuma alçakla saldırdığı kadim bir jutsu.

Bin ömre adanmış bir ruh ne kadar dayanabilirdi ki? Bir çok insan için, ölümcül bir çok saldırıya gebe olmuş bir beden, nasıl bozulmadan, saflığını koruyabilirdi ki? Küçük bir kıvılcım zihnimi ele geçirmek üzere büyüdü. Göz kapaklarım, dünyevi bir çok şeyden arınmış, saf bir boşlukta anılarla boğuşurken, delirmenin bir kaç tık uzağındaydım. Ne çok yakın ne çok uzak, ama elbet orada bekliyordu işte sonum.

Ve ben o sona doğru bir kez daha tekinsizce, küstahça adım atıyordum. Solgun ay ışıklarının altında, anıların soluk kanlarına doymuş kılıcım bir kez daha harekete geçiyor ve adeta yılmak üzere olan bedenim ona eşlik ediyordu. Göklerin şahitliğinde, bir kez daha çaresizce savaşıyordum bu nehrin sonsuz askerleriyle...

Prenses Berke Dış Tarikat Müridi 28.01.2019 00:14

Bütün hikaye gözümün önünden geçti ve bütün duyguları tamamen yaşadığımı hissettim. Tüylerim diken diken oldu.

Eline sağlık.

reguemofdream Mürit Adayı 29.01.2019 02:27

"Her şey bitti mi?" dudaklarımdan dökülen sözcükler, arkalarına bile bakmadan boşlukta yayıldı. Yuvalarına çomak sokulmuş bir karınca sürüsünden bir farkı yoktu sözcüklerimin... Tek fark, sözcüklerde bir telaş ve yaşamaya dair bir dürtü yoktu. Yorgunluk ve tükenmişlik sözcüklerimi tamamen dünyalarına boyamıştı.

Göz kapaklarım kapanıp açılıyor ve her açıldığında bir şeyleri kesmeyi bir dürtü haline getirmiş kılıç kolum kasılıyordu; ama bir şeyleri kesmek için bir santim bile kıpırdamıyordu. Nehir bir çarşaf kadar düz ve sakindi. Ay ışıklarının altında uykuya dalmış güzel bir kadını andırıyordu. Ay ışıkları, suyun yüzeyinde parlayarak can buluyor ve ben, ilk defa bu nehri bir insanın gözünden görebilme şansına erişme imkanına sahip oluyordum. Bu an, bana o kadar uzak ve yabancı geliyordu ki, adeta normal hissetmek, fazlasıyla marjinal geliyordu bana. Durdum ve bir kaç saniyeden fazla öylece nehri izledim. Nehrin tüm ihtişamıyla parıldamasını, nehri evi haline getirmiş canlıların bu ihtişama sesleriyle eşlik etmesini... Her şeyi, bir kaç saniyeden biraz daha süreye sığdırdım. Bu anın muhteşemliğine, ruhumu ve aklımı aynı anda kaptırdım ve saf bir çocuğun mutluluğu ile gülmek için gerilen yüz hatlarımın zamanla nehirden gelen doğal seslere eşlik edecek gürültülü kahkahalara dönüşmesine müsaade ettim.

En son ne zaman güldüğümü bırakıp, en son ne zaman sesli bir kahkaha attığımı hatırlamaya çalıştım; ama bu uğraşımın küçük bir çabası bile bana o anı bulmak için çok derinlere inmemi fark ettiğinde, çabucak bu zahmetten kaçındım. Onun yerine bu ana, her saniyemi heba etmek istedim.

Ve en sonunda, her şeye alışacak kadar kısa bir süre geçtiğinde, dakikalar önce boşlukta kaybolan o sorum, nehirden gelen anılarla savaştığım sırada, bana emirler yağdıran o seste cevap buldu.

Tok ve tekinsiz ses, "Her şey bitti." diye fısıldadı bana. O an gözlerimin önünde, sanki bir aynaya bakıyormuş hissiyatı oluşturacak kadar gerçekçi görünen başka bir Ryu belirdi. Dimdik durmuş, ellerini arkasında birleştirmiş, gözlerindeki tüm o soğuk hislerle beni süzüyordu.

Hafifçe yutkundum. Tüm bu olanlar delirmeye başladığımın zaten bir göstergesiydi benim için; ama şimdi aynaya bile bakmaya korkan ben, yansımamı karşımda görmek için bir aynaya ihtiyacım olmadığını fark ediyordum.

O ise, sessizliğimi fırsat bilmişcesine, bir kaç saniye beni manalı manalı süzüyor ve aniden söze giriyordu; "Her şey bitti. Delirdiğini düşünüyorsun değil mi?" diye söylendi, bir kaç saniye sessizce bana baktı ve hafifçe sırıttıktan sonra, "Gerçekten de delirmiş olmalısın... Zira insanlar vicdanın iç sesini duyunca bile delirdiğini düşünür, sense vicdanın ile karşı karşıyasın. Kesinlikle delirdin..." Sözlerinde bir dingilik, gözlerinde bir soğukluk ve dudaklarında ise yer yer kıvrılan bir alay söz konusuydu.

Ve ben tüm bu gerçeklerin farkında olmama rağmen, tüm bunları duyunca şaşırmadan edemedim. Bakışlarım onun bakışlarıyla buluştu ve sessizliğim ona verebileceğim tek cevap oldu.

Bunu yadırgamamış bir halde gülümsedi ve adımlarını çevremde hizaya sokarak bazen bir hilal bazende bir daire çizdi. Bu sırada ise konuşmayı ihmal etmedi.

"Jirou Ryu... Ben senim, sende bensin. Ben senin vicdanınım. Küçük bir çocukken anne babanı o kapı eşiğinden savaşa yolladığında oradaydım. O çocuk kollarında öldüğünde oradaydım... Nefes aldığın her an, oradaydım. Bu süreçte bir çok kişi oldun, bir çok şey yaşadın." Bir an sustu ve gözlerini üzerimden çekip, adımlamaya devam ettiği sırada nehre baktı. "Bir nehre bile yaşanmış bir çok hatıra bıraktın..."

Gözlerim üzerine kilitlenmiş olmasına rağmen, her an ona bakıyor olmama rağmen, bazen gözlerimin önünde onu görmek yerine, sözlerinin çağdaştırdığı anıları, hatıraları görüyordum.

"Terk edildin!"

Gözlerimin önünde bir ev, o evin kapısının arkasında küçük bir çocuk ve önünde ise arkasına bile bakmadan ilerleyen bir kadın ve adam gördüm.

"Aşağılandın!"

Bu anda gözlerimde bir çok anı canlandı. Küçük bir çocukken beni küçümseyen yaşıtlarımı gördüm en başta. Onlar gibi eğlenip, gülmemi yadırgayıp, beni dışlayıp, aşağıladıkları tüm o anları... Shinobi olmak istediğimde, beni tek bir kalemde silen dedemi. Kaoru'yu, Kuzuryu-Gawa Nehrinin civarına konuşlanmış insanları, İshichou'yu, gerçekte mi yoksa rüyalarımda yaşadığını bir türlü anlayamadığım o anbu'yu...

"Öldürdün!"

Meydanın tam ortasında, kafasını çekinmeden ikiye ayırdığım o herif...

"Umut kaynağı oldun, sevildin!"

Önce çaresiz bir anne, sonra ölümün döşeğinde, tüm o nafile çabalara rağmen göz bebeklerimin içine gülen o çocuk can buldu gözlerimin önünde.

"Aşağıladın!"

Ryoken, Kaoru ve İshichou sıralandı başlıca, sonrasında hayatımın küçük dönemlerinde yaşanmış, küçük hadiseler; ama onlar, diğerleri kadar önemli değildi.

Sustu ve bir kaç saniye kendime gelmem için bir fırsat tanıdı bana; ama ben kendimdeydim. Tüm bu gördüklerime rağmen, sakin ve dinç hissediyordum. Bu daha önceki gibi, hissizlikten gelen bir tepkisizlik değildi, bir kabullenme söz konusuydu kalbimde. O an vicdanımın göz bebekleri bunu fark etmiş bir tınıda parıldadı.

"Ama pes etmedin. Tüm bunlara meydan okudun, her şeyi tek tek yaşadın. Duygularını bile kaybettin, ama geri kazanmasını bildin. Bazen çok korkaktın bazense çok cesur... Ama sonunda kalbin güçlendi. Her şeyi kabullenmiş, her şeyi atlatmış bir Ryu'sun artık. Bir kılıç gibi, defalarca kez çekiç darbelerine maruz kalmanın sonunda, her şeyi kesecek o dengeye ulaştın. Tüm o saldırıları kesen bedenin değil, kalbindi. Artık geçmişle geleceği ayırt edebiliyorsun. Olanı geride, olacakları da gelecekte arıyorsun!"

Aklımdan geçen düşünceleri, kalbimde hissettiğim her şeyi onun sözcüklerinde gördüğümde, affalandım; ama onunla aynı bilinci paylaştığımı hatırladığımda, sadece gülümsedim. Gözlerim saniyelik bir kırpma ile açılıp kapandığında ise, her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu gördüm.

Adımlarım İshigakure'ye doğru yöneldi. Civar çok sessizdi ve uzun bir aradan sonra, vicdanım da aynı şekilde... Artık gerçek anlamda ileriye bakabildiğimi hissediyordum. Çocuğu kurtarmaya çalışmış, ama bunu başaramamıştım. Bu benim hatamdı ve düzeltemezdim; ama bu hatadan ders alıp, daha fazlasını korumak bu benim elimdeydi. Ne olursa olsun Ryoken'i geride bırakmamam gerekiyordu ama bırakmıştım, bunu değiştiremezdim; ama bir kez daha takım arkadaşımı o duruma bile sokmayacak kadar güçlü olmak, bu benim elimdeydi.

Olan olmuştu kısaca... Ve hayatımın ilerideki dönemlerinde bir çok daha başarısızlıkla tanışacaktım, hatalar yapacaktım. Bunlar doğal şeylerdi ve olması gereken şeylerdi. İnsan hata yapabilirdi, burada sıkıntı yoktu ama ne zaman insan aynı hatayı tekrarlarsa işte o zaman sıkıntı vardı.

Kusursuz varlıklar değildik, hatalar yapabilirdik; ama bu hatalardan ders çıkarıp çıkarmamak bizi milyonlarca insan arasından farklı kılan yönlerdi. Bu bağlamda artık çabam, hatalarımdan ders çıkaran bir insan olmaktı.

Derin bir iç çektim ve adımlarım nehri geride bırakırken, ben de normalliğin, normal hissetmenin her saniyesini doya doya yaşadım.

Not: Denemenin son partı, finali. Değerli görüşlerinizi bekliyor, bunların ilkini gerçekleştiren Berke'ye buradan da tüm içtenliğim ile teşekkür ediyorum.

Hiraru16 Mürit Adayı 29.01.2019 03:58

Gerçekten mükemmel olmuş. Betimlemelerin ve örneklendirmelerin mükemmel bir uyum içinde. Arada yazım hataları olmuş onları bir ara düzeltirsin, onun dışında biraz daha uğraşırsan duyguları çok daha güzel hissetirebileceğini düşünüyorum. Eline, koluna sağlık.

~Japon Balığı ben~